Bir Masanın Etrafında Toplanan Sorular
Bir masanın etrafında ilk kez toplanıldığında, çaydan yükselen buharın arasına karışan bir sessizlik olur. O sessizlikte herkes aynı soruyu taşır ama kimse yüksek sesle sormaz: “Burada kimim ve kim olacağım?” İlk aile tanışmasında ne konuşulur? Bu soru, gündelik bir görgü kuralının ötesinde; nasıl doğru davranırız, neyi gerçekten biliriz ve birlikte “var” olmak ne demektir gibi daha derin meseleleri çağırır. Etik, epistemoloji ve ontoloji bu masada görünmez misafirlerdir. Belki de asıl konuşma, söylenenlerden çok, bu üç alanın geriliminde şekillenir.
Etik Perspektif: Doğru Olanı Söylemek mi, Uygun Olanı mı?
Etik Nedir?
Etik, neyin iyi, doğru ve yapılmaya değer olduğu üzerine düşünür. İlk aile tanışması gibi kırılgan bir bağlamda etik, “nasıl davranmalıyım?” sorusuyla kendini gösterir.
Görgü Etiği mi, Erdem Etiği mi?
Bu tür buluşmalarda sıklıkla “uygun” konular konuşulur: iş, eğitim, hava durumu, gelecek planları. Aristotelesçi erdem etiği açısından bakıldığında mesele, kurallara uymaktan çok karakterin açığa çıkmasıdır. Ölçülülük, nezaket ve samimiyet erdemleri arasında bir denge aranır. Çok konuşmak kibir, hiç konuşmamak ilgisizlik olarak algılanabilir.
Kantçı etik ise daha katıdır: Doğruyu söylemek bir ödevdir. Ancak burada bir ikilem doğar. Örneğin, henüz paylaşmaya hazır olunmayan bir düşünce sorulduğunda, gerçeği söylemek mi gerekir, yoksa susmak mı daha ahlakidir? Güncel etik tartışmalarda bu durum “nazik doğruluk” (polite truthfulness) kavramıyla ele alınır: Gerçeği incitmeden söylemek mümkün müdür?
Etik İkilemler
– Kişisel sınırları korumak ile açık olmak arasındaki gerilim
– Aile büyüklerine saygı ile bireysel dürüstlük arasındaki çatışma
– Sessiz kalmanın mı yoksa konuyu değiştirmenin mi daha erdemli olduğu
Bu ikilemler, ilk aile tanışmasını küçük bir ahlak laboratuvarına dönüştürür.
Epistemolojik Perspektif: Ne Biliyoruz, Nasıl Biliyoruz?
Bilgi ve Tanışma
bilgi kuramı (epistemoloji), bilginin kaynağını ve sınırlarını sorgular. İlk tanışmada konuşulanlar çoğu zaman “bilgi” üretir: Kim nereli, ne iş yapıyor, nasıl biri? Ancak bu bilgiler ne kadar güvenilirdir?
İlk İzlenim Problemi
David Hume’un deneyimci yaklaşımıyla bakıldığında, ilk izlenimler alışkanlıkların ürünüdür. Birkaç cümle ve jestten bütün bir karakter çıkarmaya çalışırız. Oysa çağdaş epistemolojide bu durum “hızlı çıkarım yanlılığı” olarak eleştirilir. İlk aile tanışmasında konuşulanlar, çoğu zaman karşılıklı varsayımları pekiştirir.
Bilginin Kırılganlığı
– Anlatılan hayat hikâyeleri bağlama göre seçilir
– Sessizlikler de en az sözler kadar anlam taşır
– Bilgi, güç ilişkileriyle şekillenir
Bir keresinde, ilk tanışmada bana yöneltilen masum bir soru—“Ne işle meşgulsün?”—uzun bir iç monoloğa yol açmıştı. Hangi kısmı söylesem “doğru” olurdu? Epistemolojik olarak, kendim hakkında bile eksik bilgiye sahip olduğumu fark etmiştim.
Ontolojik Perspektif: Burada Ne Tür Varlıklar Var?
Ontoloji ve Birlikte Var Olma
Ontoloji, varlığın ne olduğu sorusunu sorar. İlk aile tanışması, farklı geçmişlere sahip bireylerin aynı mekânda “birlikte var olma” denemesidir. Heidegger’in “birlikte-olma” (Mitsein) kavramı burada anlam kazanır: İnsan, başkalarıyla birlikte var olur.
Roller mi, Kişiler mi?
Bu tür tanışmalarda ontolojik bir kayma yaşanır. İnsanlar çoğu zaman kişi olarak değil, roller üzerinden algılanır: “damat”, “gelin”, “anne”, “baba”. Sartre’ın varoluşçuluğu bu noktada uyarır: İnsan, kendisini rolüne indirgediğinde “kendinde-varlık” tuzağına düşer.
Varlığın Katmanları
– Sosyal roller
– Kişisel hikâyeler
– Söylenmeyen olasılıklar
Ontolojik olarak mesele şudur: Bu masada, henüz olmamış ilişkilerin de bir varlığı var mı? İlk aile tanışması, geleceğin hayaletleriyle doludur.
Filozoflar Arasında Bir Karşılaştırma
Aristoteles, Kant ve Sartre Aynı Masada
– Aristoteles için doğru konuşma, ölçülü ve bağlama uygundur
– Kant için ahlaki değer, niyetin doğruluğundadır
– Sartre için ise özgünlük esastır; başkalarının bakışı altında bile
Güncel felsefede bu görüşler, iletişim etiği ve sosyal ontoloji alanlarında yeniden tartışılır. Jürgen Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı, ilk aile tanışmasını “rızaya dayalı anlam üretimi” olarak okumayı önerir.
Çağdaş Örnekler ve Teorik Modeller
Dijital Çağda İlk Tanışma
Sosyal medya çağında, ilk aile tanışması çoğu zaman çevrimiçi bilgilerin gölgesinde gerçekleşir. Önceden bilinenler, konuşulacakları daraltır mı yoksa derinleştirir mi? Bu soru, çağdaş epistemolojinin “ön-bilgi” tartışmalarıyla kesişir.
Duygusal Emek
Sosyolog Arlie Hochschild’in duygusal emek kavramı, bu buluşmalarda da geçerlidir. Gülümsemek, uygun tepkiler vermek, duyguları ayarlamak… Bunlar da konuşulmayan ama yoğun biçimde “yapılan” şeylerdir.
Sonuç Yerine: Masadan Kalkarken Kalan Sorular
İlk aile tanışmasında ne konuşulur? Belki de asıl soru şudur: Ne konuşulmadan kalır ve neden? Etik açıdan doğru olanla incitmeyen arasındaki denge, epistemolojik olarak bildiğimizi sandıklarımızın kırılganlığı ve ontolojik olarak birlikte var olmanın ağırlığı… Masadan kalktığınızda, söylenen cümlelerden çok, hissettiğiniz titreşim kalır.
Son bir soru bırakmak istiyorum: Eğer ilk aile tanışması, kim olduğumuzu değil de kim olabileceğimizi ima eden bir eşikse, o eşikte susmak mı daha felsefidir, yoksa konuşmak mı?